vallahi olmuş.
ama son yazımda dediğim gibi yutub da büyümüş yani şimdi, boşa ara vermemişiz yazılara. mail aboneliğini yapamamışım, onu da yapıcam.
ama daha bomba bi haberim var ulan arkadaşlar;
instagram kullanmayı bıraktım.
falan
yo yo, ciddili.
escape the matrix yaptım resmen.
baktım ben bu ekran süresini idare edemiyorum çünkü ben o abi değilim, cold turkey yaptım ben de (ingilizce idiomlar kalp ben)
nası oldu?
şimdi ben feci bir matrix hayranıyım. bu dünyadaki en sevdiğim film matrix. (ama birincisi)
kurulu düzeni mala anlatır gibi anlatıyo ya morpeus neo’ya, hah onun hastasıyım işte.
şimdi bi gerçek dünya var matrix’te (zion ve makinelerin olduğu) bi de matrix var (bağlandıkları yer, karizmatik böyle, gözlüklü, uçup kaçtıkları)
gerçek dünya matrix’ten görece daha sıradan, daha düz, bişiy olmak istiyosan oturup o şeyi olmaya uğraştığın, şıp diye olamadığın bir yer. gerçek dünya yani. insan yoksa da var.
matrix’teki hayatsa gerçek hayat değil. ne istiyosan onu olabildiğin bir yer. fakat buranın varlığının bir bedeli var. matrix denen program (ya da app) gerçek hayattaki insanların vücutlarının oluşturduğu ısıdan karşılıyor elektriğini. bunun için tarlalarda suni olarak beslenip yetiştirilen insanlar var (elinde tablet tutan çocuk gibi düşün ya da tüm gün ekrana bakarak gezen insan) yani insanlar varsa var, yoksa yok.
şimdi bizde de bi gerçek dünya var, evde kıçımızı devirip burnumuzu karıştırarak uzandığımız, borçlar, krizler, ayrılıklar ya da sevgiler, güzellikler, bağların olduğu ki hepsi gerçek bunların
bi de insta’mız var. filtreli, performatif, her anı mükemmel olan, hep bi olmak istediğimiz kişi gibi olabildiğimiz (şıp diye), bunu da çabasız yapabildiğimiz bir yer. mükemmelin karşısında duranın da “bakın ben de nasıl antisiyim tüm bu düzenin” diye aşırı karikatürize, mükemmel bi anti-mükemmeli oynadığı o yer.
e matrix işte olm bu resmen.
likeladığımız o adam ya da kadın, binbir tekrardan sonra attığımız o kısacık storydeki performans, o ışık, o açı, o “en mutlu anı yakalanmış gibi görünen” anlar, anılar, dumplar şunlar bunlar. hepsi insta denen yerde şıp diye olabilen, olunabilen şeyler değil mi?
öyle mutlu bi an oldu mu gerçekten? olduysa biz ne ara o andan çıkıp fotoğrafını videosunu çekebildik? mutlu muyuz yoksa belgelemek peşinde miyiz? ya da gerçek hayatta gidip konuşmaya cesaret edemeyeceğimiz o kadına ya da adama attığımız kalp, alev, takip, yorum, like neyse; bu gerçek mi sizce?
gerçek hayatta yapmayı hayal dahi edemeyeceğiniz şeyleri yaptığınız o yer matrix değilse nedir sayın arkadaşlar?
ne diyodu cypher?
“bu bifteğin gerçek olmadığını biliyorum ama ağzıma attığım anda matrix bunun sulu ve güzel bir biftek olduğunu söyleyecek beynime.”
görülmek istediği şekilde kendini insanlara göstermek, gerçekten nasıl göründüğünü maskelemek, gerçek hayat deneyiminden kaçmak değil midir?
öyleyse de birileri der ki
ben bu anın mutlu ya da mükemmel bir an olmadığını biliyorum ama bu pozu paylaştığımda instagram’dan gelen likelar insanların benim mutlu ya da mükemmel biri olduğumu gördüklerini söyleyecek beynime.
ne diyordu yine cypher kral
ignorace is bliss
şimdi ben de matrix’e bağlanıp geri çıkar gibi “meta business suite” diye tatsız tuzsuz bir app üzerinden story ve reels paylaşıyorum zamanı geldiğinde. youtube’daki içeriklerimden içeridekilerin de haberleri olsun diye.
haliyle artık instagram app’inde bir kullanıcı olarak yokum, hedefim mezara kadar da olmamaktır.
darısı kendi için daha iyinin peşinde olan herkesin başına.
bay bay.